Boş konuşarak çukurun dibini bulucağız / Doğan Kuban

Sevgili Okuyucular, günümüzde içeriği söze feda etmiş, temcit pilavı gibi her gün dinlediğimiz tekerlemeler var. Bunlar temelde sömürü ekonomisinin ve onun politik uzantısının propaganda söylemleridir. Dünyanın her köşesinde, aynı nitelik ve amaçlı bir beyin yıkama esperanto’su konuşuluyor. Bu çağdaş kapitalizmin dili. Araçları temelde televizyon, radyo ve gazete. Adı M-E-D-Y-A Bu yazı tümel bir değerlendirmedir. Her gazete ya da yazarı dışlamıyor. Haftada bir kez bile olsa, uzun yıllar bir dergi yazarı olduğum ve dünyanın hali üzerinde gözlem ve yorumlar yazdığım için dünya ve yerli medyayı izlemek gereğini duyuyordum. Hepsini okuma olanağım olmayan yazıları kesip yıllarca dosyaladım. Bunlar birkaç lisanda binlerce kupür oldu. Tasnif edildi. Hatırı sayılır bir alan işgal ettiler. Bundan on ay kadar önce, başta bizimkiler olmak üzere, dünya medyasının sadece boşa, sanki önceden belirlenmiş çerçeveleri güncel olarak doldurmakla mekanik bir etkinlik yaptığına inandım. İzlediğim yabancı dergi ve gazeteleri bıraktım. Aldığım iki Türkçe gazeteyi almaya devam ettim, fakat okumayı da bıraktım. Televizyonları zaten dinlemiyordum. Nihayet o kadar emekle biriktirdiğim kupürlerin de, bazılarını seçtikten sonra, binlercesini çöpe attım. Genelde medya ile ilgimi kestim. Montaigne ‘Denemeler’ adlı ünlü yapıtının üçüncü cildinin başında İ.Ö. 2. yüzyılda yaşamış Romalı komik şair Publius Terentius’un bir dizesini koymuş. Şair bir adam tanımlıyor: “Bu adam bu kadar saçmayı yazmak için amma çaba sarfetmiş.” diyen bir dize. Ben de medyada aynı şeylerin yinelenmesini gördükçe aynı hislere kapıldığım için evi bu fazlalıklardan temizledim. İçi boş ve giderek içeriği kötüleşen bir karabasan söylemi! Ve onu yineleyip duran haber ve yorumlar. Çok haber hiç haberle neredeyse eşit oldu.

ÇÖPLÜK BİLGİ OLABİLİR Mİ?

İnsanların dünyayı çöplük haline getirmelerini bilgi olarak algılamak insan aklına yakışmıyor. Gerçi her gün insanları başına uygarlık dışı bildik felaketler geliyor: Savaş, cinayet, yolsuzluk, çirkinlik, plansızlık, vurdumduymazlık, seks ticareti, ticarileşmiş spor. Dünyanın her köşesinde çürümüş bir yaşamın sürüp gittiğini kafamıza kakıyorlar. İnsanın entelektüel gücü bunları izleyip anımsamaya yetmiyor. Duygularımız da bu kadar kara habere dayanamıyor. Çağdaş kurumsal propagandanın amacı bu pisliği örtme tekniklerini geliştirmek üzerine kurulu.Bu kötümserliğin yaygın olduğunu neredeyse bütün yaşamım boyunca biliyorum. Büyük çoğunluğun tepkisi, cehalete dayalı olarak zaten fazla değildi. Fakat medyaya ilişkin şikâyetin 19.yüzyıl ortalarında başladığını yeni öğrendim. Bugünlerde çok gözde olan İngiliz yazarlarından Alain de Bolton ‘The News, A User’s Manuel (Haberler, Kullanıcı için Elkitabı) adlı yapıtında (2014) ünlü Fransız yazarı Gustave Flaubert’in kütle gazeteciliğinin başladığı 1850’lerde gazetelerin saçma sapan şeyler yazdığından söz etmiş. Demek 160 yıllık bir tarihi var. Fakat insanların daha akıllı ve dengeli olduklarına ilişkin bir işaret yok. Giderek çok bilgi hiç bilgiye mi dönüştü? Halka ulaşan bilgiyi kim seçiyor? Kanımca bilgi verenin amacı para kazanmak olunca, çağdaş medya saçma üretiyor. Toplum da aptallaşıyor.

BÜYÜK KİTLELER NE ZAMAN SORGULAYACAK

Büyük kalabalıkların bu mekanizmaları sorgulayacakları bir zaman gelecek mi?Medya sadece cehalet ve vurdumduymazlığı yayıyor. Gazetede bir milyarlık kâr ilanı, yanında bir cinayet, onun yanında güzellik yarışması aynı sütun ya da sayfada. Çağdaş dünyanın sunduğu yaşamsal ve temelde yalancı çevrenin toplumun yaşadığı çevre ile ilişkisi yok. Biz hiç Türk’e benzemeyen şık bir ailenin oturduğu lüks apartman katını kaldırımsız dar bir gecekondulaşmış apartmanın karanlık odasında oturan seyircilere sunduğumuz zaman insanı gerçekten kandırıyor muyuz? Yoksa uyutuyor muyuz? Politik klişeler, hangi yönden gelirse gelsin, aynı olaydan söz ediyor. Kaldı ki yalan olmasa da yinelene yinelene her şey sonunda halkı bıktırıp vurdum duymaz yapıyor. İnsanları aptallaştıran moda, politika, tüketim, ulaşım haberleri dünyanın sadece küçük bir bölümünün varlığını yansıtıyor: Ama insanlar çaresizlik içinde, her haberi bir masal gibi dinliyorlar. Hayallerinde, kendilerine ait olmayan bir dünyanın parçası oluyorlar. Her şeyi gazeteden öğrenen ve her habere doğru diye bakan bir cahil için gazete neredeyse güncel şeriat kitabına dönüşüyor.Geniş toplum katlarının olumsuz tepkisi kafalarını duvara vurdukları zaman patlıyor. Dünyanın sorunları toplumları zorluyor. Medyanın aç, işsiz, korkan insanları sözle uyutamayacağı sınırlara olasılıkla ulaşıyoruz. Küçükken Grimm’den okuduğum bir Alman halk masalı vardı: “Fareli Köyün Kavalcısı”. Hatırladığım kadarıyla, bir köyü farelerin baskınından kurtarmak için kaval çalan onlara yardım etmiş. Fareler kavalcının arkasına dizilip, biri dışında, nehirde boğulmuşlardı. Bu hikâyenin sonu daha değişik. Köylü parasını tam vermediği için kavalcı köyün çocuklarını da kavalıyla büyüleyip arkasına dizmişti. Bunu medyanın kavalcı, halkın fare rolünde olduğunu anlatan bir metafor olarak anımsadım. Bu durumun ilginç bir özelliği var, kavalcılar da fareler de birlikte boğulacak!

AKLIMIZ BAZEN DURUYOR MU?

Sevgili okuyucular, İnsanların cahilliği bilginin hazmedilemez çokluğundan, parça parça oluşundan, amaçsız, sınıflanmamış olmasından kaynaklanıyor. Toplumun her katı anlamadığı, yaşamına uygulayamadığı, teknolojik, ideolojik, yamru yumru bilgi sağanağı altında, korunma olanağı olmadan yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Bu aptal davranışlar, aklıyla övünen insanın özel bir durumu mudur? Aklımız bazen duruyor mu? Dante cehenneme giden kibirli insanlardan söz eder. Kibirli adam kendi aklından başkasına güvenmeyen zorbalar olmalı. Küçük görmek ya da büyüklük taslamak ve bu tavırlardan başlayan zorbalık biçimine bürününce Dante’nin cehennemini boyluyorsunuz. Oysa bütün bu bilge tavsiyelerin neredeyse insanlık tarihi kadar uzun bir geçmişi var. Akıl dirhemle kullanılacak bir şey. Çabuk köpürüp sarhoş yapan bir içki gibi. Çinli, Hintli, Müslüman tarihinin bütün akıllı insanları bunu yinelemişler. Müslümanların iyi bildiği ve annemin söyleyip durduğu “Hayr el-umur evsatuha” bir davranış formülü idi. ‘İşlerin hayırlısı orta yol,’ anlamına gelir. İtidal, hoşgörü, tutarlılık, ve bunların gerektirdiği sabır, israf etmemek, gösteriş yapmamak. Bunlar insanlık tarihini neredeyse her aşamasında dile getilmiş erdemler. Bu davranışlara insanları severek, hor görmeden, acıyarak ve bağışlayarak ulaşıyorsunuz. Gazetelerin sayfalarında, televizyon ekranlarında, politikacıların, hatta din adamlarının sözlerinde, birbirlerini kafasını kesen, eşlerini öldüren, herkesi düşman ilan eden söz ve söylemlerde bunlara rastlıyor musunuz? Hatta alışveriş bile bir savaş ortamı değil mi? Daha çok tüket, başarmak için ne yaparsan yap, para kazan, hakaret et, boynunu kes, gözünü çıkar, vur öldür diyen bir öğretiyi kim nerede öğretiyor? Bunun farkına varmadan kurbanı olan cahiller hangi ortamda yetişiyor? Bunu sorgulamayan adamlar hangi uygarlığın mensuplarıdır? Bütün bunların açılan okullar, yükselen Türk toplumu ile ilişkileri hangi kanallardan geçiyor?

Doğan Kuban / Cumhuriyet – 06 Şubat 2015 Cuma

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: