Büyük şehirlerde yaşayan çoğumuza tanıdık gelen pek çok sorunun kaynağı motorlu araçlara (özellikle özel arabalara) bağlanabilir: Aşırı trafikten tutun petrol bağımlılığına, hava ve gürültü kirliliğinden trafik kazalarına, kent içi ulaşım için hem bireylerin hem de kent yönetimlerinin ödediği bedel büyük.
Her ne kadar toplu taşıma ve bisiklet gibi motorsuz taşıtların kullanımı bu sorunları bir dereceye kadar azaltabilseler de geçtiğimiz yüzyılda kent planlamacılığının çoğunlukla arabalı taşıma etrafında dönmesi sonucu diğer ulaşım yöntemleri için her zaman yeterince yer yok. Hatta İstanbul gibi kentlerde gerek kaldırımların gerek bisiklet şeritlerinin sık sık arabalarca kullanılması sebebiyle arabaların kentlerin asıl sakinleri olduğu ve diğer herkesin onlardan kalan boşluklarda istedikleri yere gitmeye çalıştıkları hissine kapılmak işten değil.
Bu ve benzeri sebeplerden dolayı arabasız kentler dünya çapında giderek daha çok ilgi gören bir kavram. Arabasız kentlerden kasıt, ulaşımın istemli bir şekilde ve baskın olarak yürüme, bisiklet ve toplu taşıma ile yapıldığı kentlerdir. Özellikle Avrupa’da bazı büyük kentler araç erişimine kısıtlı bölgeleri değişen ölçeklerde uygulamaya koymaya başladılar bile.
Son beş yılda İspanya’da Madrid veya Norveç’te Oslo gibi kentler şehir merkezindeki araç trafiğini kısıtlamak için adımlar attılar. Her ne kadar arabalara tamamen kapalı metropol bölgelerini görmemize daha çok olsa da bu yönde giderek artan bir eğilim görmek mümkün. Avrupa, Asya ve Afrika’da bazı eski kentlerin belli bölgeleri, tarihi dokuyu korumak amacıyla veya sokaklar araç trafiğine uygun olmadığından araçlara kapalı; bunun belki de en ünlü örneği Venedik.
Bunun gibi süreçlerde tabii ki araba kullanımını zorlaştırmakla beraber kentlerin bisikletle ve yaya olarak seyahate edilebilir olduğundan ve herkesin kolay ve ucuz toplu taşımadan faydalanabildiğinden de emin olmak gerekiyor. Kent planlamacılığı da burada devreye giriyor. Artık büyük şehirleri birbirinden kopuk, yalnızca otoyollarla bağlı dağınık parçalardansa herkesin ihtiyaçlarını evlerine yakın yerlerden karşılayabileceği bir şekilde hayal etmek gerekli. Yüksek yaşam standartları ve kaynakların etkin kullanımı öncelik olursa araçlara bağımlılık da kendiliğinden azalacaktır.
Arabalar hayatımıza bu kadar yerleştirmişken onların sayısını azaltmak kolay olmayacaktır ama bu kentlerin insanlardansa araçların hizmetinde olması için bir gerekçe değil. Temiz hava, yeşil alanlar ve güvenli sokaklar hepimizin hakkı. Bunları talep eder ve isteklerimizi somut hedeflerle destekleyebilirsek arabasız kentler bir hayal değil.
Kaynakça:
Bir Cevap Yazın