Aykut İnce ile Orman Yangınları Röportajı

Meslek hayatının büyük bir bölümünü Türkiye’nin yeşil örtüsünün derinliklerinde geçirmiş, bu toprakların ormanlarına dair bilinmeyenleri gözler önüne seren bir fotoğraf sanatçısı ve orman mühendisi Aykut İnce ile Türkiye’deki orman yangınları üzerine konuştuk. 

Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? 

Ben Aykut İnce, 1961 doğumluyum. Karadeniz Teknik Üniversitesi Orman Fakültesi Orman Endüstri Mühendisliği Bölümüne 1978 yılında girdim ve 84 yılında mezun oldum. Özel sektörde 1 yıl çalıştıktan sonra devlette çalışmaya başladım. 15 sene boyunca Orman Ürünleri Sanayi Genel Müdürlüğünde çalıştıktan sonra özelleştirme sonrası Orman Bakanlığına transfer oldum. 2000 yılından 2022 yılına kadar, yaklaşık 22 yıl boyunca orman teşkilatı bünyesinde olarak fotoğraf ve video çekimleri yaptım. Resmi şemsiye altında yapılan bazı belgesellere katkıda bulundum.

Bunun dışında El-Cezire Documentary TV başta olmak üzere serbest olarak muhtelif televizyonlara toplamda 10-15 civarında belgesele katkıda bulundum. Organizasyon, video çekimleri, araştırmalar gibi katkılar sağladım. Orman Bakanlığında çalıştığım 22 yıl boyunca Türkiye ormanları konulu çalışmalarda Türkiye ormanlarının neredeyse tamamını yerden ve havadan görme şansını buldum. Onlarca, yüzlerde insanla sohbet etme, onları dinleme ve gözlemleme imkanı buldum. 

Fotoğraflarım başlangıçta yaban hayatını merkeze alıyorken, daha sonra ormanlar üzerinde yoğunlaştı. Biyolojik çeşitliliği fotoğrafladım, Türkiye ormanlarından genel görüntüler ve içinden görüntüler topladım, helikopterden havadan belge nitelikli sayısız fotoğraf çektim. Orman yangınları fotoğrafları da çektim. 2022 yılında emekli olduktan sonra bir buçuk yıl boyunca aralıklı olarak giderek Toros dağlarında sedir ormanlarını fotoğrafladım. Şimdi bu fotoğraflar bir kitaba dönüştürülecek ve onun üzerinde çalışıyorum.

Orman yangınlarını fotoğraflamaya ne zaman ve nasıl başladınız? 

Orman yangınlarını fotoğraflamaya 2007 yılının eylül ayında başladım. Bu çalışma 2008 yılının yazında zirveye çıktı. O yazı neredeyse tamamen yangın bölgesinde geçirdim. 2022 yılının yazına kadar orman yangını bölgelerinde yangın söndürme çalışmaları ve yangın fotoğrafçılığı konularında çalıştım. 2008 Antalya büyük yangının tamamını ve 2021 Manavgat yangınının birkaç gününü gözlemleme ve fotoğraflama imkânı buldum. Bu sürede irili ufaklı çok sayıda yangın, yanık saha ve eski yanık saha gördüm.

Orman yangınlarına insanın etkisi konusunda gözlemleriniz neler?

Ülkemizde çıkan orman yangınlarının yaklaşık %90’ı insan kaynaklı olup kalanı da düşen yıldırımlar sonucu başlamaktadır. Yanan ormanlık alanların neredeyse tamamının sorumlusu ise insan faaliyetleridir. Yıldırımlar doğaları gereği çoğunlukla yağışla birlikte ve sonbaharda düşer. Bu nedenle büyüyüp geniş alanlara yayılamazlar.

İnsan faaliyetleri Ege ve Akdeniz’deki orman yapısının değişmesine neden oldu. Sık çıkan yangınlarla bazı yerler makiliğe dönüştü. Doğal ve yaşlı Kızılçam ormanları daha genç bir yapıya dönüştü. Ormanlarda tür çeşitliliği yok oldu veya azaldı. Tüm bunların sonucu daha şiddetli yangınların oluştuğu bir yapı ortaya çıktı.

Genç ormanlar daha fazla ince yanıcı madde içerir ve buralarda çıkan yangınlar hızla yayılır. O neden zor söndürülür. Ancak yaşlı ormanlardaki kalın gövdeler kolay yanmazlar. Yaşlı ormanlarda dallar dökülmüştür ve çalı tabakası da olmadığından (veya az olduğundan) yangın tepe yangınına zor dönüşür.

En çok seralar ve evler zarar görüyor.

Yine gözlemlerinize göre orman köylüsü, çiftçi orman yangınlardan nasıl etkileniyor? 

Orman yangını; içinde ve civarında bulunan köylerin, yerleşim yerlerinin çiftlik evlerinin zarar görmesine neden olur. Alevler yanıcı madde bulursa bir köyü komple yakabilir. Hayvan yemleri, odunluklar, plastik yapı malzemeleri, seralar vb. yanıcı maddelerin uluorta bulunduğu-kullanıldığı yapılar yanmaya mahkûmdur.

Özellikle naylon seraların yangından ciddi şekilde etkilendiğini söyleyebiliriz. Yangın esnasında yukarıdan dökülen kıvılcımlar seralarda yangın başlatabilmektedir.

Yangın fotoğrafı çekmenin en iyi yolu yangın söndürme ekipleriyle birlikte çalışmak.

Yangın sırasında fotoğraf çekme sürecinizi bize anlatabilir misiniz? 

Türkiye’de çoğunlukla yangının başlaması ile sönmesi arasındaki süre kısadır 2021 yılındaki yangınlarda olduğu gibi günlerce süren yangınlarla sık karşılaşmayız. Yangınlar genellikle başladığından birkaç saat sonra biter. Bu nedenle yangını yakalamaktan bahsetmek gerek. Birkaç saatte bitecek bir yangını yakalayabilmek için yangına ilk gidecek ekiplerle birlikte olmanız lazım. Irak işgali sırasında Amerikan askerlerinin arasına yerleştirilen fotoğrafçılardan esinlenerek orman teşkilatı bünyesindeki söndürme çalışmaları yapan gruplarla birlikte hareket ettim.

Söndürme çalışmaları yapanlarla birlikte yangına gitmenin 2 yolu var. Ya yer ekiplerine ya da yangın söndürme helikopterlerine dahil olacaksınız. İlk yıllarda yangın söndürme helikopterlerine binerek yangın alanlarına gittim. En çok Denizli bölgesindeki helikopterin yangına gittiğini öğrendim ve bu ekiple birlikte hareket etmeye başladım. Helikoptere kalk emri geldiğinde helikopter 7-10 dk
civarında kalkmak zorunda. Genelde ekipler bu tolerans süresi bitmeden hazır olurlar. Ben bu ekiple birlikte yangına gidiyordum. Eğer kontrolden çıkarak büyümüş bir yangın varsa bir süre sonra helikopter yakıt almaya iner. Ben de bu yakıt alma yerinde inip yangın bölgesine gidiyordum. Yakıt alma yeri yangın yerinden kilometrelerce uzakta olabiliyor. Burası bir helikopter üssü olabiliyor ya da
bir tarla olabiliyordu. Ben o esnada helikopterden inip bir şekilde yangın bölgesine giderek yerden fotoğraf çekmeye devam ediyordum. Öncelikle havadan sonra da yerden yangın görüntüleri çekerek disiplinli bir şekilde yangını fotoğraflıyordum.

İlk gittiğim yangında Fethiye helikopterle Kaş’a gittik. Hava kararırken helikopterin görevi bitti ve helikopter Fethiye’ye dönmeye karar verdi. Ben pilottan beni indirmesini rica ettim ve beni orada bir dere yatağına indirdiler. Hayatımda daha önce hiç gitmediğim bir coğrafyada bir dere yatağında indim ve ekiplerin bulunduğu yere doğru yaklaşık bir buçuk saat yürüdüm. Ertesi sabah ekiplerle birlikte çalışma yaptım. Ertesi gün yangın sönmüştü ve ben de ekiplerle birlikte en yakın köye giderek dolmuşla Fethiye’ye geçtim. 

Helikoptere binerken yanımda 2 çanta oluyordu. İlk çantada fotoğraf ekipmanlarım, ikinci çantada da su, kuru yiyecekler, kıyafet, içlik, şarj cihazı gibi eşyalar yer alırdı.

Bilgi birikimi var ancak aktarım problemi de var.

Yangın fotoğrafları bu alanda yapılan bilimsel araştırmalara katkı sağlıyor mu? Ya da nasıl sağlayabilir? 

Ürettiğimiz fotoğrafların insanlara ulaşması fotoğrafı üretmekten daha zorlu bir süreç. Gönül ister ki çektiğiniz fotoğrafların tamamı yangınla ilgili eğitim birimlerine ve üniversitelere ulaşsın. Ancak bunu sağlamak zor. Bilinçlendirme çalışmaları başlı başına bir mekanizmadır. Ben bir iki yangın belgeselinin çekilmesini sağladım. Ancak bu yangın belgeselleri televizyonda ne kadar yayınlanacak bilemiyorsunuz. Televizyonlar için yeterince popüler gelmeyebiliyor bu belgeseller. Sosyal medya üzerinden insanlara ulaşmak da bir yöntem olabilir ancak bu da büyük emek isteyen bir iş.

Öğrencilerin yangın esnasında neler yaşandığını, söndürme çalışmalarının nasıl yapıldığını, toprağın, floranın, faunanın nasıl etkilendiğini anlayabilmeleri için fotoğraf ve videolar çok iyi iş görebilir. Bunun için senelerini vermiş insanlar da var. Bu bilgi ve birikimin aktarım problemi var diye düşünüyorum.

İnsanlar söndürme çalışmalarının yetersizliğinden şikayet ediyorlar ancak yangına karşı neden hiçbir önlem almadıklarını konuşmuyorlar.

Eklemek istedikleriniz var mı?

Kamuoyunun yangın konusundaki hassasiyeti doğru noktalara odaklanmıyor. Tarlalarımız yandı, evlerimiz yangı kısmına odaklanılıyor ancak yangına karşı alınması gereken tedbirler konuşulmuyor. Ege’de Akdeniz’de otellerin yangın tedbiri ormanın içinde olmalarına rağmen yok. Binalar yapılırken yangının nasıl yayıldığı ve binaların yangından nasıl etkileneceği konusu düşünülmüyor. 

Yangın olmadan önce daha az ve daha zor yanacak alanlar yaratmak için uğraş verilmiyor. Helikopter geç geldi diye şikayet ediliyor ancak yangının yayılmaması için neden bir önlem alınmadığı konuşulmuyor.

Ormanların içinde çok fazla insan faaliyeti var bizde. Tatil siteleri, orman içine yapılan evler tasarlanırken yangın ihtimali hiç düşünülmüyor. Ormana bitişik evler yapılıyor. Araya mesafe koymak gerektiğinin kimse bilincinde değil. 

Yangının nasıl davrandığını bilerek önlem alınması gerekiyor. Örneğin yangın 7 km öteye kadar sıçrayabilme kapasitesine sahip. 

Bazı insanların -yangın kızılçam ormanları için o kadar da zararlı değildir- şeklindeki açıklamalarına katılmıyorum. Bu bir alanda yangının hangi sıklıkta çıktığıyla alakalı bu mevzu. İnsan öncesi dönemde yaşanan yangın sıklığı ile bugünü birbirine karıştırmamalıyız. Aynı alanda çok sık çıkan yangınların sonucunda ormanlık alanların bazılarını yitirebiliriz.

Biz ormanların tür çeşitliliğini ve yapısını değiştirdik. Yaşlı ormanları kereste ihtiyacı için gençleştirdik. Ormanlarımızın içindeki selvi, meşe oranı son birkaç bin yılda ne kadar değiştirdik incelemek gerek. 

Yanan ormanları kendi haline bırakın diyenler var. Ancak bu söylem ormanın özelliğine göre doğru ya da yanlış olabilir. Ancak güney bakıda, eğimin çok olduğu ve suyun kolay akışa geçtiği, henüz tohum oluşturabilecek ağaçlar yetişmeden yeniden yanan alanlarda bu yaklaşımın çok bir anlamı yok.

Bizlerin bireysel olarak yapabileceklerinin başında orman üzerinde baskıya neden olan faaliyetlerin hepsini mümkün olduğunca azaltmak, az tüketmek, bilinçlenmek gelmekte…

Aykut İnce ile Orman Yangınları Röportajı” için bir yorum

Kendininkini ekle

Bir Cevap Yazın

Yukarı ↑

Good4Trust.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin